Özel Sağlık Sigortaları Ve 'Hasta Hakları'

Kürşat Bumin, Yenişafak gazetesi, 29 Haziran 2004



Anayasasında "sosyal devlet" olduğu belirtilmiş olsa da, hepimiz biliyoruz ki bu doğru değildir.

Aslına bakacak olursanız, bir devletin "sosyal devlet" sıfatını hak edebilmesi öyle kolay bir iş de değildir. Dünya bu sıfat ile yakından uzaktan ilgisi olmayan onlarca devlet ile doludur. Doğrusu bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti'nin -her ne kadar bir "sosyal devlet" olarak anılmayı hak etmese de- epeyce yol aldığını da inkar etmemek gerekir. Biliyoruz ki, Türkiye'de hiç değilse 43 milyon kişi Emekli Sandığı, SSK ya da Bağ-Kur bünyesinde sigortalıdır. Sadece bu tabloya bakarak artık bir "sosyal devlet" olunduğu yolunda sonuç çıkartmak tabii ki yanlış olur, ama mevcut tabloyu hepten karalamak da insafsızlık olur herhalde. Siz bir de milyonlarca kişiyi "şemsiyesi" altına alan bu sağlık sigortası sisteminin çok daha rasyonel bir düzene girdiğini düşünün... Alınan sağlık hizmetleri kim bilir -aynı bütçe ile bile- nasıl daha kaliteli olur...

 

Her neyse de, bugün ülkede sağlıkla ilgili yaşanan bir "garabet" de, birçok çalışanın SSK'lı ya da Bağ-Kur'lu olmasına rağmen, eğer şansları yaver gidip iyi kendilerine iyi konumda bir iş bulmuşlarsa, bu kurumların getirdiği sağlık sigortası ile yetinmeyip kurumsal ya da bireysel olarak bir "özel sağlık sigortası" da edinmeleridir. Her babayiğidin altından kalkamayacağı yüksek primler bir biçimde ödenecek ve çalışan kişi ve ailesi bir de bu ikinci "şemsiye"nin altına girecektir. Bu yol tabii ki herşeyden önce, sigortalıya gerektiğinde ülkedeki "özel hastaneler"in yolunu açmaktadır. Devlet, üniversite ya da SSK hastanelerindeki "kuyruklar"dan kurtulup, bir "Avrupalı" gibi sağlık hizmeti alabilme yolunu açmaktadır...

Söylemesi ayıp ama "özel sağlık sigortası"ndan hizmet alan birisi de benim. Kadrolu olarak çalıştığım kurum (gazete değil!) çalışanlarına bu konuda avantajlı bir sistem sunduğu için ben de bu sağlık hizmetinden yararlanıyorum...

Ama bakın geçenlerde ne oldu: Özel bir laboratuvarda yaptırdığım tahlil için ödediğim ücreti hizmetinden yararlandığım sigorta kuruluşundan geri alabilmek için elimdeki faturayı çalıştığım kurumda bu işlerle ilgili arkadaşa teslim ettiğim zaman şu uyarı ile karşılaştım: "Biliyorsunuz ki fatura kafi değil, paranın ödenmesi için tahlil sonucunun da sigortaya teslim edilmesi gerekir." Yalan değil, bilmiyordum doğrusu... Meğer âdet böyleymiş... Canım da sıkıldı bayağı; "özel sigorta şirketi"nin benim tahlil sonuçlarımla ne ilgisi olabilirdi? Neyse arkadaştan bir telefon numarası alıp doğrudan sigortayı aramaya karar verdim. Telefona çıkan görevli kişi de "Fatura yetmez, tahlil sonucu da lazım" diyordu. "Ama" dedim, "Bu hasta haklarına aykırı bir istek... Benim tahlil sonucumdan sigortaya ne?!" Telefondaki görevli bana gayet kibarca açıkladı ki, bu uygulama sadece Yapı Kredi sağlık sigortasının değil, ülkede faaliyet gösteren bütün özel sağlık sigorta kuruluşlarında geçerli bir uygulamadır. "Ama hasta hakları..." filan diyecek oldum ama anlaşıldı ki hiçbir yararı yok.

Mesele iyice anlaşılmıştı: Özel sağlık sigortaları hizmetlerinden yararlananların sağlıklarına ilişkin bilgileri yakından izliyordu. Ne olur ne olmazdı, eğer bir tahlil sonucunda ortaya iyi haberler çıkmamışsa, sigortalının durumu "özel şartlara" bağlanacaktı... Yani, tuhaf ama şöyle bir manzara: Sağlıklıysan sigortalı ol, sağlıksızsan bu "konfor"un süreceğini sanma!

Çok acımasız, çok çıkarcı ve de hak-hukuk dinlemeyen bir özel sağlık sigortası düzeni doğrusu...

Evet "hak-hukuk dinlemeyen" bir özel sigorta düzeni...

Hasta haklarından biraz haberim vardı ve bu çerçevede hastaya ait "tıbbi bilgiler"in "gizliliği" ilkesini de biliyordum. Madem ki "tahlil sonuçlarını" merak eden bir özel sigorta şirketi ile karşı karşıyaydım, "O halde şu hakları bulup çıkarayım bari" dedim. İnternette Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin sitesine girerek başladım Prof. Erdem Aydın'ın "Hasta Hakları" başlıklı yazısını okumaya. Yazının konumuzla ilgili bölümü aynen şöyleydi:

"23- Hastanın, tıbbi bilgilerinin gizliliğinin korunmasını beklemeye hakkı vardır. Bu bilgiler hastanın ölümünden sonra bile korunmalıdır.

24- Hastaya ait bilgiler hastanın izni ya da mahkemenin kararı ile verilebilir. Hasta izni olmadan sadece onunla ilgilenen sağlık personeli hasta ile ilgili bilgileri öğrenebilir.

25- Hasta yakınlarının bu bilgileri öğrenme hakkı tıbbi risklerin öğrenilmesi gereken durumlarda söz konusu olabilir.

26- Hastaya ait bilgilerin gizliliği, insana ait ürünlerin gizliliğini de kapsar.

27- Hastalar, kendilerinin yerine kimin bilgilendirileceği ve karar vereceğini belirleme hakkına sahiptir. "

Görüyorsunuz değil mi? "Hasta hakları" ortada böylece dururken, özel sağlık sigortalarının ancak sigortalıların tahlil sonuçlarını görerek ödeme yapmalarının nasıl hak-hukuk tanımaz bir uygulama olduğunu görüyorsunuz değil mi?

Gidin araştırın bakalım; Batı'da sağlık hizmeti veren kurumlardan "tahlil sonuçlarının" sigortaya iletmesini istemek mümkün mü?

Öyle bir düzen ki "etik-metik" umurunda değil... Varsa yoksa daha çok para....